HALUK BAYLAN
haluk@anneoluncaanladim.com
Ben küçükken...

 

Ben küçükken dağın tepesinden aşağıya bakarken bir kartal gibi hissetmiştim kendimi, daha da küçükken yükseklik korkusu olan ben... Yüksek bir uçurumun tam kenarında, 30 santimlik bir bentin üzerinde, esen deli gibi rüzgarın altında tek ayak üzerinde zıplamaya çalışırken, “Düşecek miyim acaba?” diye merak ederken,düşmeyeceğimden adım gibi emindim neredeyse... Adım neydi o zamanlar?..

Küçüklüğümde kafamın üzerinden kaldırım taşları geçerken, bunun da bir çeşit yağmur olduğunu düşünerek, hala fotoğraf çekebiliyordum, göstericilerle polisin tam ortasında... Doğru yerin en kavgacı gurupla, polis arasında kalan alan olduğunu bildiğimden olaylar öncesi yer seçimimi de ona göre yapıyordum. Nereyi seçiyordum acaba?

Ben küçücükken her aşkın beni büyüteceği ihtimali üzerinde durarak, o aşk senin bu aşk benim diye deliler gibi koştururken ve bu koşturmayla çok uzaktaki sevgilimi ararken, bir süre sonra koşmanın hayatın anlamı haline dönüştüğünü farketmiştim. Hayatın anlamı koşmaktı. Peki ben küçükken hiç koştum mu ki?

Ben küçükken içki sofralarının masalarının en filozofuydum, ya da en geyiği... Ya en çabuk  dağılanı olurdum, ya da en dayanıklısı; ya en çok ağlayan kişiyken ben ya da en çok gülen olurdum. Olmadığım bir ruh haline, olmadığım maskelerle girmek ve olabildiğince orada olmaktı yaptığım... Küçükken bazen lunaparka da gitmek isterdim ama yine de orada olurdum. Orası her yerdi. Ama ben neredeydim o zaman?

Her şeyi anlamaya dair büyük bir derdim vardı küçüklüğümde. Okuyordum, yaşıyordum, arıyordum... Amacım önce hedefti küçükken, sonra yol oldu. Bir türlü yol, yolcu ve hedef bir olamadı. Kafam karıştı, nasıl karışmasındı ki, küçücüktüm o zamanlar. O yüzden direkt yola çıktım. Ama yola hangi araçla çıkacağımı biliyor muydum ki?

**********

 

Hani, bazı sabahlar kalktığında, çok önemli ve sana heyecan verdiğini duyumsadığın bir rüya görmüş olduğunu bilirsin ama bir türlü rüya belirgin bir şekilde gözünün önüne gelmez, rüyanın damağında kalan tadı ve küçük görüntü parçacıklarıyla başbaşa kalma durumu vardır ya... İşte benim küçüklüğümden kalanlar da buna yakın bir his uyandırıyor.

Küçüklüğümde diye başlayan yüzlerce başlangıç yapacağım sana daha sonra da, ne işine yarayacak, sen nerede kullanacaksın bilemem... Ama seninle paylaşmalıyım bazılarını, hafızam henüz yeşilken.

Yangından ne kurtarsak kardır işte...

 


 

Yazarın Diğer Yazıları
- Bebek
- Güven bana...
- Unutmayacaksın
- Bir varmış...
- Alacak-verecek...
- Sınav...
- Pencere
- Değiştir...
- Öğle yemeği…
- Bak, yine yaptın...
- İyi ki...
- Beni bul!
- Yamuk
- Yeni...
- Lunapark…
- Anlamı var...
- Biliyor musun?
- Gün...
- Yaşamın…
- Pofu, Pamuk, Nejat, Mişa...
- Gitmek...
- Yalnız!..
- Ve top ağlarda...
- Bana...
- Gücüne güç katmaya geldik...
- Can Cin Cun...
- İyi ya da kötü...
- Kendine gel...
- Ben kumralım di’mi anne?
- Belirsiz...
- Hiç sormadım ki!..
- Hayatının tamamı...
- Oyuna devam...
- Devam et...
- Korkuyor musun?
- Ben ağladım, o gitti...
- Al senin olsun...
- Sadece yap...
- Korkma...
- Hepsini isterim...
- Sen gideli...
- Hepsi senin...
- Güzel bir hayat seç kendine...
- Sen büyü, ben bekliyorum...
- Aşık olacaksın...
- Babamdın!..
- Büyüyorsun işte!..
- An...
- Ben küçükken...
- Umut, Tanrı’nın lütfuyla yaşayamayanlar içindir...
- Sen de kendi hikayelerini yaşayacaksın kızım...
- Evet, hâlâ yaşıyorum!..
- Ne yapacak şimdi yavrucak?
- Aç gözlerini!..
- Pinokyo ve ben (2)
- Pinokyo ve ben (1)
- "Erkek adamı kurtarmak"
- Uyan yakışıklı, sabah oldu...
anneoluncaanladim.com'u ziyaret etmek için tıklayın
Copyright 2007-2024 ® NETATÖLYE